Kel Kabil ve Yelli — yalan yarışında zekâ

Daz Qabil nağılı — giriş ve kralın yarışları
Evvel zaman içinde bir kral varmış. Bu kral her yıl memleketinde pek çok yarış düzenlermiş.
Saray erkânı, vezirler ve ileri gelenler bu yarışlara bakar, eğlenirlermiş.
Yelli ve yarışın şartları
Kralın Yelli adında kəhər bir atı varmış. Her yarıştan önce katılanlara şöyle dermiş:
— Kim bu yarışta galip gelirse, sevgili Yellimi ona vereceğim.
Ne var ki, kral işi veziriyle öyle kurarmış ki ne gerçek bir kazanan çıkar, ne de Yelli ödül olarak verilirmiş.
Mağlup olanlar ise ömür boyu zindana atılırmış.
Bir gün kral halka seslenmiş:
— Şimdi de yalan söyleyenlerin yarışmasını düzenliyorum. Kim bana bugüne dek duymadığım üç yalan söylerse — öyle bir yalan ki içinde bir tek doğru söz dahi bulunmasın — onu Yelli’yle ödüllendireceğim. Ama söylediği yalanların içinde tek bir doğruluk bulursam, idam ettireceğim!
Kel Kabil’in kararı ve yola çıkışı
Bu memlekette Kabil adında bir çoban yaşarmış. Çok zekiymiş. Başı kazındığı için arkadaşları ona “Kel Kabil” dermiş.
Kel Kabil, kralın yalan yarışması düzenlediğini duyunca kendi kendine söylemiş:
— Gideyim de bahtımı deneyim. Belki kralın o güzel, rüzgâr gibi koşan kəhərini kazanırım. Ben de bir adam olurum!
Ni yetini arkadaşlarına açmış. Arkadaşları onu vazgeçirmeye çalışmış:
— A akılsız, sen nereye, yarış nereye? Git çobanlığını yap. Bu yarışlardan kimse galip çıkamıyor. Sen mi çıkacaksın? Aklını başına topla, otur yerinde. Yazıksın, kralın gazabına gelirsin.
Onlar çok söylemiş, Kabil az işitmiş. Sonunda şöyle demiş:
— Kim ne derse desin, gideceğim!
Kabil sürüyü bırakmış, çomağını omzuna alıp evine gelmiş ve ninesine demiş:
— Nine, yol azığı hazırla. Kralın huzuruna gidiyorum. Ona üç yalan söyleyeceğim. Güzel Yelli’yi de bağış olarak alıp döneceğim.
Ninesi yalvarmış:
— Canım torunum, vazgeç bu sevdadan. Kralın yarışına gitme. Bu senin bildiğin iş değil.
Olmamış. Kabil inadından dönmemiş. Ninesini de tatlı dille ikna etmiş.
Ninesi ona yol hazırlığı yapmış, karnını doyurup dua ederek uğurlamış. Kabil heyb esini omzuna alıp yola düşmüş.
Sarayda yarışa çıkışı
Üç gün üç gece yürüdükten sonra saraya varmış. O sırada yarışta dokuz kişi yenilmiş ve idam edilmiş.
Onuncuyu davet ediyorlarmış. Kral sormuş:
— Sırada kim var?
Kabil öne çıkıp demiş:
— Padişahım çok yaşa, sırada ben varım.
Kral:
— Gel, yalanlarını dinleyelim.
Kabil:
— Yalanları söylerim, ama bir şartla.
Kral sormuş:
— Nedir şartın?
Kabil demiş:
— Şartım şu: Yalanları bir günde değil, her güne bir yalan olarak söyleyeyim. Üç günde üç yalan.
Kral veziriyle istişare etmiş, sonunda razı olmuş:
— Peki, dediğin olsun. Yarın gel, ilk yalanını anlat.
Birinci yalan
Sabah olmuş. Kabil, ninesinin hazırladığı fetirden doya doya yemiş, su içmiş ve kralın huzuruna çıkmış.
Kral demiş:
— Hadi, yalanını anlat.
Kabil ilk yalana başlamış:
— Padişahım, bir keresinde arkadaşımla gidiyordum. Benim yanımda sürme kesesi vardı. Arkadaşımda da kaşlara sürülen küçük çubuklar.
Bir pınarın yanına geldik, bunları pınarın kıyısına gömdük.
Oracıkta üç hurma ağacı bitiverdi, göğün yedi katına yükseldi.
Çevremiz tarlaydı, insanlar ekin ekiyordu. Birine yaklaşıp yer istedim, vermedi. Başkasına gittim, o da vermedi.
B baktım, her hurma ağacının tepesinde üç-dört dönümlük ekimlik yer var!
Dostuma dedim: Gel inekleri burada otlatalım.
İnekleri ağaca çıkardık, dallarda otlatmaya başladık…
Kral hayretle sormuş:
— Sürmeden ve kaş çubuklarından hurma ağacı mı oldu?
Kabil yanıtlamış:
— Padişahım, yalan işte, anlatıyorum.
Kral yine sormuş:
— Hurmaların tepesinde ekinlik yer mi vardı?
Kabil:
— Padişahım, yalan işte, anlatıyorum.
Kral:
— Peki inekleri ağaçların tepesine nasıl çıkardınız?
Kabil:
— Padişahım, yalan işte, anlatıyorum.
Kral:
— Pekâlâ, ilk yalanını kabul ediyorum. Yarın gel, ikincisini anlat.
İkinci yalan
Ertesi sabah Kabil yine gelmiş. Ninesinin pişirdiği ekmekten yemiş, kemerini bağlayıp huzura çıkmış.
— Padişahım, demiş, aziz dostumla ağacın tepesinde inek otlatıyordum. Baktım etraftakiler karpuz, kavun yiyor. Dedim ki: Bizim de bostanımız var, gidelim bostanımıza.
Gittik. Tağlarda ev damı kadar kavun-karpuz bitmiş; her biri on, yirmi pud gelir.
İyi bir kavun bulduk, önümüze koyduk. Bıçağımı çıkarıp vurdum, kavun yarıldı; bıçak içeride kayboldu.
Bıçağı aramaya başladım; karşımda bir sokak belirdi. Sokaktan yürüdüm, kendimi pazarda buldum.
Şöyle baktım bulamadım, böyle baktım bulamadım. Bir sokak daha geçtim, başka bir pazara çıktım.
Derken karşıdan bir deve kervanı geldi. Bıçağım develerden birinin hörgücündeydi.
Hemen uzanıp bıçağı aldım, koşup sizin huzurunuza geldim.
Kral burada Kabil’i durdurmuş:
— Diyorsun ki sokaklar, pazarlar da kavunun içindeydi?
Kabil:
— Evet, padişahım, içindeydi.
— Bütün şehir de oradaydı?
— Evet, padişahım, bütün şehir oradaydı.
Kral öfkeyle haykırmış:
— Sus! Yalan söylüyorsun! Böyle bir şey hiç olamaz!
Kabil sakince demiş:
— Padişahım, ben de biliyorum olmaz; ama yalan anlatınca olur. Şimdi müsaade edin, gideyim; yarın gelip üçüncü yalanımı anlatayım.
Daz Qabil nağılı — üçüncü yalan ve sonuç
Kabil gidince, kral sabah o gelmeden vezirini çağırmış:
— Vezir, o delikanlıdan gözüm su içmiyor. Galiba bizi alt edecek.
Az sonra gelip üçüncü uydurmasını anlatacak. Nasıl edersen et, bu kez anlattıklarının içinden bir hakikat bulacaksın. Yoksa kendini ölmüş bil! Anladın mı?
Vezir korkuyla titremiş:
— Başüstüne, padişahım. Gerekli ne varsa yaparım.
Vakit dolunca Kabil gelmiş. Selamdan sonra üçüncü yalana başlamış:
— Padişahım çok yaşa! Rahmetli babamla sizin rahmetli babanız vaktiyle pek sıkı dostlardı.
Bir seferinde memleketinize düşmanlar saldırmış. Babanızın hazinesinde para azalmış; silah almaya, orduyu beslemeye yetmiyormuş.
O vakit babamdan borç istemiş. Şu torbayı görüyor musunuz?
Kral:
— Görüyorum.
Kabil devam etmiş:
— İşte o vakit babanız, babamdan bu torba dolusu altını almıştı.
Eğer bu sözüm doğruysa, emredin de bu torba dolusu altın geri verilsin.
Yok eğer yalan ise, o zaman bağış ilan ettiğiniz o güzel kəhər — Yelli — bana bağışlansın, alıp gideyim.
Kral işlerin sarpa sardığını anlamış, vezire bakmış. Vezirin dudakları titremiş:
— Padişahım, siz de bilirsiniz ki Kabil’in söylediklerinin hepsi yalandır; ben de bilirim. Böyle olunca ben ne diyebilirim?
Kral sözünden dönememiş ve Yelli’yi Kabil’e vermiş.
Kel Kabil de kəhər at Yelli’ye binip bir kahraman gibi ninesinin yanına dönmüş.

SSS — Sık Sorulan Sorular
“Daz Qabil nağılı” hangi yaş için uygundur?
6–10 yaş için uygundur; daha küçükler bir yetişkinle birlikte okuyabilir.
Masalda hangi değerler vurgulanır?
Zekâ, adalet duygusu, sözün gücü ve zorbalığa değil, akla başvurma.
Çocuklarla okumadan sonra neler konuşulabilir?
“Akıl zorbalığı yener mi?”, “Yalanla şaka arasındaki sınır nedir?”, “Doğru karar vermeyi nasıl öğreniriz?”
Kirpi Nuk’un diğer maceralarını buradan oku.
Çocuklar İçin Peri Masalları, Hikayeler ve Oyunlar Çocuklar İçin Peri Masalları, Hikayeler ve Oyunlar